Sinematografik Oyun Recontact İstanbul’un Yaratıcısı: Eray Dinç İle Söyleşi

119
Görüntülenme
eray dinç

Eray Dinç Röportajı

#obiçimröportaj

 

Gökçe: Sizi Recontact İstanbul oyunlarının yaratıcısı olarak tanıdık fakat bunun dışında yönetmenlik, akademisyenlik ve KıraArthane kurucu ortaklığı gibi çok yönlü uğraşlarınız var. Okurlarımız için sizi kendi ağzınızdan tanıyalım mı bir kez daha?

Eray Dinç: Sinema okudum ve üniversiteden sonra festivaller için filmler, sergiler ve video sanatı çalışmaları yaptım. Daha sonra yeni medyaya olan ilgim ve video oyunlara olan alakam beni video oyun tasarlamaya yöneltti. Son 3 yılda da interaktif sinema alanında çalışıyorum. Kıraarthane ise yazları sanat dersleri verdiğimiz ve sergiler açtığımız 200 yıllık bir taş kahve.

Gökçe:  Fikret Kuşkan gibi usta bir oyuncunun başrolde olduğu dünyanın ilk sinematografik mobil oyununu tasarlamak nasıl bir duygu? Nasıl geri dönüşler aldınız? Recontact serisinin devamı gelecek mi?

Eray Dinç: Fikret Kuşkan‘a bu projeyle gittiğimizde bizim kadar heyecanlanmıştı. Bir sinema oyuncusunun cep telefonlarında ve tüm dünyada izlenmesi bence sıra dışı bir olgu. Fikret Kuşkan olağanüstü bir performans sergileyerek oyuna çok büyük bir katkı sağladı. Recontact‘ın yeni serisi olan Londra da, 2019 yılının sonlarına doğru oyuncularla buluşacak.

 

Gökçe:  Üretim, tüketim ve emeğin karşılığı üçgeninde Türkiye’deki ve dünyadaki mobil oyun platformlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eray Dinç: Daha doğru ve yenilikçi buluyorum. Sinema filmlerinin birçoğunun emeğinin karşılığını almadığı ve doğru kitlelere ulaşamadığı şu günlerde mobil platform medya sektörünün aradığı kan.

Gökçe:  Kardeşinizle birlikte Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde Yeniçarohori olarak anılan Küçükköy’ün bilim ve sanat köyü olması için senelerdir çalışmalarınız devam ediyor. KıraArthane nedir, neler yapar?

Eray Dinç: Sanat üretir, köylü çocuklara sanat eğitimleri verir, sergiler açar, söyleşiler yapar, sanatçıları ortak çalıştırır, ve kolektif bir aura yaratır. 200 yıllık taş bir kıraathane olan mekanın ortasına art ekledik ve böyle bir entegrasyon yarattık. @kiraarthane sayfasından okuyucular daha fazla bilgi bulabilir.

Gökçe:  Uluslararası film festivallerinde sanal gerçeklik kategorilerine rağbet de her yıl artarak devam ediyor. Bu sene Venedik Film Festivali’nde Deniz Tortum’ın Sel Yatağı filmi de yarışanlar arasındaydı. Hem oyun hem de film endüstrisinde sanal gerçekliğin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Eray Dinç: Şu an için heyecan verici olsa da yerçekimi ve hareket algımızı etkilemediği sürece kısa süre içinde öneminin yitirileceği bir teknoloji. VR’ın anlatıya en büyük katkı sağladığı alan hala porno endüstrisiyse burada bir problem var demektir.

Gökçe:  Gelecekte ne gibi projeler bekliyor bizleri?

Eray Dinç:  Anlatıyı teknolojiyle ve yeniliklerle harmanlayarak seyircilere ve oyunculara hep sıradışı deneyimler yaratan projeler.

Gökçe:  Platform filmleri ve dizileri hakkında ne düşünüyorsunuz? Netflix, Hulu, HBO, Amazon gibi bilinen platformlardan severek takip ettiğiniz yapımlar hangileri?

Eray Dinç: Popüler Kültür ve Yenilikçi Kültür arasında her zaman yeniliği tercih etmişimdir. Marshall Mcluhan’ın dediği gibi ”Medium is the Message” sözü platformların kendi kurallarını koyması gerektiği yönünde. Fakat günümüzde yenilikçi platformlara ve cihazlara uygun içerik üreten bir girişim göremiyorum. Dokunmatik bir ekranda film izliyorsan o filme dokunmak istiyorsun.

#obiçimröportaj serimizin üçüncü konuğu olan Eray Dinç‘e çok teşekkür ediyoruz.

Kısa film, Tumblr, MUBI, ekşisözlük deneyimlerinden sonra ivedi bir kararla Haziran 2017'de oBiçimSinema'yı kurdum. Filmlerle doldurdum sessizliği. Festivalleri kodladım. Makas-ellerin çocukluğunu bilirim. Film afişlerinden arkadaşlarım oldu, hala da var. Primer'i anlamadım. H.A.L. 9000'i de. (Yapay zekalar daha bulunmamış gibi davranıyorlardı.) Yalnız Matrix'le içli dışlı oldum. (Kim olmamıştır ki?)

Yanıt Bırak

Yorumunuzu girin
İsminizi girin