Stanley Kubrick’i Ne Kadar Tanıyorsunuz?

541
Görüntülenme
stanley kubrick

Sinema dünyasını filmleriyle sarstı, gelmiş geçmiş en efsanevi filmlere imza attı ve kendisinden sonra gelen neredeyse bütün yönetmenleri etkisi altında bıraktı. Bu mükemmelliyetçi dahi Stanley Kubrick’i daha yakından tanımak ister misiniz?

Stanley Kubrick Kimdir?

26 Temmuz 1928 yılında New York’ta Sadie Gertrude Kubrick ve Jacob Leonard Kubrick ailesinin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesinin Polonya ve Avusturya’dan Yahudi kökenleri olsa da Kubrick bir dine bağlı olmayarak büyümüş ve film kariyeri başladığında verdiği röportajlarda ateist olduğunu belirtmiştir.

stanley kubrick gencligi

Okul Hayatı

Stanley, öğretmenleri tarafından zeki olması yönünde övgüler alsa da notları düşüktü. Babası, akademik başarısını yükseltmesi için onu 1940 yılında amcasının yanına California’ya yollar. Fakat daha sonra yapılan testler sonucunda öğretmenlerinin haklı olduğunu görüyoruz çünkü Kubrick’in 190-200 arası bir IQ’ya sahip olduğu düşünülüyor.

Amcasının yanında bir sene kaldıktan sonra 1941 yılında New York’a geri dönüp eğitimini Bronx’ta devam ettirdi. Babası, Stanley’nin tavrının ve notlarının değiştiğini gördükten sonra onu hayatı boyunca bırakamayacağı bir tutkusuyla tanıştırdı: Satranç. Kubrick film kariyerine başladığında satrancı hem aktörlerle bağ kurmak, hem de filmlerinde estetiği sağlamak için kullanacaktır.

stanley kubrick satranc

Kubrick 1945 yılında 67 not ortalamasıyla liseden mezun oldu. Hayatının devamında Amerikan eğitim sistemini kötüleyen ve kendisinin okuldan hiçbir şey öğrenmediğini söyleyen Kubrick, eline geçen her fırsatta okuldan kaçıp sinemaya gittiğini de söyler.

İş Hayatına Atılması

Satranç ile tanışmasından bir sene sonra babası ona hayatını değiştirecek bir hediye verir: Bir fotoğraf makinesi. Stanley 13 yaşında amatör fotoğrafçılığa başlar ve bir arkadaşının evinde bulunan karanlık odada fotoğraflarını baskıya çevirir. Okul çıkışlarında New York turuna çıkıp fotoğraflar çekmeye başlayan Stanley Kubrick, Look dergisine birkaç fotoğraf sattı. Gazetenin çalışanlarıyla arkadaş olduktan sonra 17 yaşında dergide resmi olarak çalışmaya başladı.

Dergiden aldığı paranın üstüne Central Park’ta yabancılarla yaptığı satranç maçlarından da kazandığını ekleyip 1500$ ile arkadaşı Alexander Singer’in de yardımıyla film sektörüne atıldı. Biriktirdikleriyle 3 kısa belgesel çekti. Bunlardan ilki Day of the Fight adında 16 dakikalık siyah-beyaz bir boks belgeseliydi.

stanley kubrick look

İlk Filmi

İlk filmi olmasına rağmen film eleştirmenleri tarafından beğenildi. Kubrick, ilk filmini Flying Padre ve The Seafarers isimli belgesellerle takip etti. Yatırımcıların dikkatini çekip California’ya davet edildi. Yaptığı görüşmelerden sonra California’da kalıp Fear and Desire (Korku ve İstek) adlı ilk uzun metraj filmini çekmeye karar verdi.

1948 yılında liseden sevgilisi Toba Metz ile evlenen Kubrick, Fear and Desire süresince hep tartışmalara girdi. Çiftin ilişkisi, Stanley filmi mükemmel yapmak için eşini ihmal edince çekimler tamamlanmadan sona erdi.

Stanley Kubrick’in Korkusu ve İsteği

Kubrick, California’ya ayak bastığı andan itibaren Fear and Desire için para toplamaya başladı. 45.000$ bütçesiyle başlayan film, 14 kişilik bir ekiple beş haftalık çekim sürecinden geçtikten sonra bütçesini 53.000$’a çıkardı. 1953 yapımı filmde bir grup askerin, savaş uçaklarının düşman ormana çakılması ve o ormandan kaçma çalışmaları anlatılıyor.

fear and desire

Film hasılat bakımından başarısız olup bütçesini kazanamasa da iyi yorumlar almıştır. The New York Times gazetesi Stanley Kubrick’in ‘ölümü ve korkuyu askerlerin bakış açısından realist bir gözle’ sergilediğini yazar. Fakat Kubrick hayatının sonuna dek filmden utanır ve bütün gücünü kullanarak filmin bulunan bütün kopyalarını bulup saklamaya çalışır.

Film stüdyoya para kazandırmasa da yapımcılar Kubrick’in artistik vizyonundan memnun kalınca 1955’te Killer’s Kiss (Katilin Busesi) ve 1956’da The Killing’in de yapımcılığını üstlenir. Killer’s Kiss setinde tanıştığı Ruth Sobotka ile evlenen Kubrick’in bir sene sonra vizyona soktuğu The Killing ise, çoğu film yorumcusu tarafından bugüne dek yönetmenin en iyi filmi olarak görülür. Soygun filmlerine yeni bir nefes getiren Kubrick, kendisinden sonra suç filmi çekecek yönetmenlere de ilham olmuştur. Quentin Tarantino, Reservoir Dogs için en büyük ilham kaynağının Stanley Kubrick’in The Killing filmi olduğunu söyler.

Kirk Douglas ve Kubrick

kirk douglas stanley kubrick

1957’de yapımcı James B. Harris’le üçüncü iş birliği olan Paths of Glory (Zafer Yolları) için kolları sıvadı. The Killing sayesinde dönemin en büyük film stüdyosu olan MGM’deki patronların dikkatini çeken Kubrick’e yeni filmi için bir film yıldızı ayarlanması istenir. 1940 ve 50’lerin en büyük yıldızlarından birinin Kubrick’in önceki filmlerinin de hayranı olduğu öğrenilir: Kirk Douglas. Münih’te çekilen film, I. Dünya Savaşında ‘intihar görevi’ olarak adlandırılan bir görevi üstlenen Fransız ordusunun bir bölüğünü anlatıyor.

Film çoğu film eleştirmeninden olumlu yorumlar aldı. The New York Times film eleştirmeni Bosley Crowther, Kubrick’in kendisini saklamayan, gerçekçi siyah-beyaz savaş filmi için:

‘’Kubrick savaş, ölüm ve korku duygularını tekrardan başarılı bir şekilde inceliyor, hatta önceki eksiklerini gideriyor. Kamerayı hiç çekinmeden savaşın acı gerçeklerini göstermek için kullanıyor. Sayın Kubrick için ‘’yeni Orson Welles’’ terimini kullanmak isterdim ama Kubrick hikayeyi anlatışından, müzik kullanımı ve görsel yorumlamasına kadar Orson Welles’ten daha iyi bir film yönetmeni. Ve daha da iyiye gidecek.’’ demiştir.

Spartacus Yılları

Spartacus

Kubrick eşinden boşanıp, 1958’de ölümüne kadar evli kalacağı Christiane Harlan ile evlenir. Douglas ise bu yıllarda yıldız oyuncuların birleştiği epik bir öykünün film uyarlaması için kamera karşısına geçti. 1959’da çekimlerine başlanan filmin adı Spartacus (Spartaküs) oldu. Kubrick bu filmin sadece Kirk Douglas’ın kariyeri için olduğunu düşünüyordu. Fakat kendisi de bu filmin baş kahramanlarından biri olacaktı.

Filmin yönetmeni Anthony Mann ile birçok konuda farklı görüşte olan Douglas stüdyoya: ‘’Ya o gider ya ben.’’ diyerek rest çeker. Kirk Douglas gibi bir yıldızı kaybetmeyi göze alamayan stüdyo yönetmeni kovar. Douglas önceden çalıştığı Stanley Kubrick’in filmi devralmasını ister. Kubrick teklifi kabul edip sete geldiğinde bütün film ekibi endişelidir. Bağımsız ve küçük filmlerin adamı olarak tanınan genç Kubrick’in, Laurence Olivier’nin başrollerden birini oynadığı bu destansı ve büyük bütçeli filmin üstesinden kalkamayacağını düşünürler.

spartacus kubrick

Ancak Kubrick filmin üstesinden kalkmakla kalmayıp, bütün ekibin görevlerini de ele geçirir. Çekimlerde kamerayı hep kendi kullanan Kubrick’e filmin görüntü yönetmeni Russel Metty bulduğu her fırsatta kamerayı yanlış kullandığını ve işini çaldığını söyler. Stanley Kubrick’in cevabı ise: ‘Yerine otur ve hiçbir şey yapma.’ olur. Kubrick dahiliğine bir kez daha konuşturmuştur çünkü o yıl En İyi Sinematografi Oscar ödülü Spartacus’den Russel Metty’e gidecektir.

Film ekibi dışında oyuncular da Kubrick’in setteki tavırları ve sert direktifleri üzerine rahatsızlıklarını dile getirir. Stanley’i filmin yönetmen koltuğuna oturtan Kirk Douglas da bunlardan biri olmuştur. Kubrick’e bir sahne hakkında bir fikri olduğunu söyler. Kubrick, ‘fikrin aptalca’ şeklinde karşılık verir. Fakat Douglas yine de ısrarla sahnenin çekilmesini söyler. Ve o sahne I Am Spartacus’ sahnesi olarak sinema tarihine kazınır. Douglas, filmden sonra yaptığı röportajlarda Stanley’nin yetenekli ama kaba bir yönetmen olduğu dile getirip bir daha asla onunla çalışmayacağını da dile getirmiştir.

i am spartakus

Sette çıkan kavgalar, Amerika’da çekilen en büyük bütçeli film olması, sadece 31 yaşında olan bir yönetmenin böyle bir filmi ele alması, filmin başarısını zedeleyemedi. 6 Oscar adaylığı ve 4 Oscar ödülü alan film, Kubrick’i de artık her şeyi yapabilecek kapasitede olan bir yönetmen olarak ismini duyurtur.

Yeni Bir Sayfa

Spartacus’ü izledikten sonra Kubrick’e ulaşan Marlon Brando, gelecek filmini çekmesini istediğini söyler. İlk kez bir Western filmi yapacak Brando, One-Eyed Jacks (Aşk ve İntikam) filmi üzerinde Kubrick ile anlaşamayınca filmi kendi yönetmeye karar verir.

Hollywood’un baskıcı tarafı ve filmin her karesini kontrol etmek isteyen yapımcıların kendini beğenmiş tavırları ağır basınca Kubrick, yapımcı ortağı Harris ile filmlerini İngiltere’de çekme kararı alır. Ve 1962 yılında Lolita vizyona girer. Gene Younglood gibi çoğu film eleştirmeni Kubrick’in sinemasını İngiltere’ye taşımasının filmlerinde de etkili olduğunu dile getirir. Youngblood, Lolita’ya kadar natural ve içten çıkan doğal bir bakış açısı sergilediğini; Lolita’dan sonra ise filmlerini sürrealist bir gözle ele aldığını söyler.

lolita

Lolita setinde Kubrick, Peter Sellers adında bir aktörden etkilenir. Dikkatini çeken aktöre önceki hiçbir filminde kimseye vermediği bir ayrıcalık tanır: Doğaçlama yapmasına izin verir. Film, orta yaşlı bir profesörün 12 yaşındaki bir kıza olan takıntısını anlatarak Vladimir Nabokov’un tartışmalar yaratan romanını beyaz perdeye uyarlar. Filmin altında yatan cinsel ögelerden dolayı Kubrick, bazı sahneleri çıkartıp filmini sansürlemeye zorlanmıştır. Kubrick, Lolita ile ilk kez kara mizah ögeleri de olsa komedi türünde bir film yapmış ve film film yorumcularını ikiye ayırıp, hasılat açısından başarısız sayılmıştır. Bunun üzerine herkes Kubrick’in birkaç yıl geriye çekilip daha sakin bir filmle geri geleceğini düşünür. Ama her zaman yaptığı gibi Kubrick, herkesin ondan beklediğinin tam tersini yapacaktır.

Kubrick’in ‘Bombası’

Dr. Strangelove

Lolita’dan sadece iki yıl sonra Kubrick sinema perdelerine Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love The Bomb (Dr. Garipaşk) ile geri döner. Kubrick ilk başta 1950’lerdeki Soğuk Savaş ve nükleer savaş krizini ciddi bir tonla anlatmak ister. Fakat filmin eleştirisel bir parodi olmasının insanların bakış açısını değiştirebileceğini ve böyle daha iyi bir film ortaya koyacağını düşünür. Ve tabii ki Peter Sellers’a da filmde rol verir. Hatta Peter Sellers’ın doğaçlaması ve oyunculuğundan çok memnun kalan Kubrick, Sellers’a filmde oynaması için üç farklı karakter verir.

doctor strangelove

O dönemde savaş yeni bittiği için ‘nükleer’ başlığı altında komedi yapılması film eleştirmenleri ve sinema izleyicileri tarafından hoş karşılanmaz. Ancak film yeteri kadar olumlu yorum almıştır ve yıllar sonra American Film Institute (AFI) tarafından hazırlanan listede sinema tarihinin en iyi 3. Komedi filmi seçilmiştir. Dr. Strangelove, konusu sebebiyle başarılı bir gelir elde etmesi sonucunda Kubrick’e tekrardan bütün kapılar açılmıştır. Ve Kubrick o kapıları kırarak bir sonraki filmiyle sinema tarihine en büyük katkısını yapmıştır.

1968: Bir Kubrick Macerası

Bilim-kurgu roman yazarı Arthur C. Clarke’ın çalışmalarından etkilenen Kubrick, Clarke’la bir görüşme yapar. Görüşme sonucunda yazarla birlikte orijinal bir hikaye yazmaya karar verir. Clarke bu yeni hikayenin hem romanını yazar hem de Kubrick’e film senaryosunda yardımcı olur. Kubrick’in beş yıl süren zorlu araştırma ve çekimleri sonucunda 2001: A Space Odyssey (2001: Bir Uzay Macerası) vizyona girer. Film, uygarlığa geçen maymunlardan, ayda bir ‘monolith’i araştıran astronotlara ve yeniden doğuşu tecrübe eden insanlara kadar birçok paralel hikaye unsuru taşıyor.

2001 a space odyssey monolith

Uzayda geçen sahneler ve uzay mekikleri için NASA roketlerini inceleyen Kubrick, 1969 yılında Amerikan astronotlar ilk kez aya ayak basan insanlar olunca her şeyi NASA karargahlarının stüdyosunda çekmekle suçlanır. Film ilk çıktığında çoğunluk tarafından beğenilmese de zaman geçtikten sonra kült bir hayran kitlesi edinmiş, hakkında sayısızca kitap yazılmış ve kendisinden sonra gelen her bilim-kurgu filminde bir etki yaratmıştır. Özel efektleriyle de çığır açan film Kubrick’e de ilk ve tek Oscar’ını da bu dalda kazandırır. Steven Spielberg bu film hakkında ‘sinemada Big Bang’ yorumunu getirirken; dönemin ünlü eleştirmenlerinden Pauline Kael filme ‘tarihin en amatör filmi’ ve ‘her karesi aptallığa yol açan film’ demiştir.

Sınırları Zorlamak

1971 senesinde Kubrick, Lolita’dan daha çok tartışmaya yol açacak ve durulmasını zorlayan bir filmle sinema dünyasına oturacaktır. Kubrick, filmle aynı isme sahip Anthony Burgess romanı olan A Clockwork Orange (Otomatik Portakal)’ı beyaz perdeye uyarlayarak çoğu izleyiciyi kendinden uzaklaştıracaktır. Ütopik bir dünyada geçen film, seks, şiddet ve asiliği konu alır.

a clockwork orange otomatik portakal

Dünya genelinde X (+18) damgası yiyerek Kubrick ve ailesinin ölüm tehditleri almasına yol açar. Başrol Malcolm McDowell’da öncesinde de duyduğumuz klasik Kubrick tavırlarının film setinde olduğunu dile getirir. Aktörleri zorlaması, sert bir dil kullanması ve durmadan aynı sahneleri mükemmel olana kadar çekmesine karşın McDowell’ın doğaçladığı ‘I’m Singing In The Rain’ sahnesini çok beğenerek çekimlerin geri kalanında doğaçlama yapmasına izin verir. Büyük kargaşaya yol açsa da film 4 Oscar adaylığı alır. O sene En İyi Yönetmen ödülünü kazanan William Friedkin, ödülü aldıktan sonra ‘Bence Stanley Kubrick bu yılın en iyi filmcisi. Hatta tarihin en iyi filmcisi.’ yorumu ile Kubrick’e olan hayranlığını dile getirir.

18.Yüzyıl ve Gerçeküstü Korku – “Barry London”

barry lyndon

A Clockwork Orange vizyona girdikten sonra kendisi ve ailesinin aldığı tehditlerden sonra büyük stres içine girer ve dört sene bekleme kararı alır. 1975 yılında geri döndüğünde ise kendisinden beklenmeyen bir hareket ile 18. Yüzyılda geçen genç bir İrlandalı’nın İngiliz kraliyet ailesine ve sosyetesine girme çalışmalarını anlatan Barry Lyndon ile sinema dünyasında tekrar yüzünü gösterir. 3 saat 4 dakika olan bu yavaş tempolu film görsel yönüyle ön plana çıkarak, her karesinin bir tabloyu andırmasıyla dikkat çekmiştir. Bütün filmi güneş ve mumlardan aldığı doğal ışık ile çeken Kubrick kendisini, ışığı en iyi yansıtan kameraların mevcut olduğu NASA’da bulur.

kubrick NASA

Aktörler her sahnenin en az 100 kere çekilmesinden ve yaklaşık 50.000 figürana sahip filmin hiç mola verilmeden sürekli kayıtta olmasından şikayetçi olurlar. Barry London yüzünden kişisel açıdan Stanley Kubrick’in başı tekrardan derde girmiştir. Filmde İrlanda ve İrlanda ordusunu olumsuz yönde gösterdiği üzerine dönemin İrlanda ordusu Kubrick’i bir hedef haline getirmiştir. Bunun üzerine prodüksiyona ara verilerek Kubrick ülkeden çıkartılır. Çoğunluk tarafından garip bir kariyer tercihi olarak görülse de eleştirmenler arasında gelmiş geçmiş en güzel gözüken filmlerden biri olduğu yönünde anlaşma sağlanmıştır.

the shining

The Exorcist (Şeytan) ve devam filmini geri çeviren Stanley Kubrick, Jack Nicholson ile kendi korku filmini çekme kararı alır. Stephen King’in aynı adı taşıyan ve Overlook Oteli’ne kışın kapalı kapılar ardında bakıcılık yapmayı kabul eden Jack Torrence ve ailesinin deliliğe yolculuğunu anlatan The Shining (Cinnet)’i çeker.

Film karışık yorumlar aldı ve romanın yazarı Stephen King filmden nefret ettiğini dile getirdi. Kubrick’e yine kişisel eleştiriler geldi. Bunun nedeni başrollerden Shelley Duvall’ın Kubrick tarafından maruz kaldığı baskıcı söz ve davranışlarının görüntülerinin açığa çıkmasıydı. Film, korku türüne psikolojik-gerilim yaklaşımına getirerek, teknik alanda da ‘steadycam’ kamera tekniğini kullanan ilk film oldu.

shelley duvall

Yine Savaş, Yeni Savaş, Yeniden Savaş

Yedi yıl aradan sonra 1987 yılında bu sefer Vietnam Savaşı’nda barışçıl bir askerin değişimini gösteren Full Metal Jacket ile beyaz perdeye tekrardan ayak basacaktır. Kendisinden bir sene önce Platoon (Müfreze)’nin vizyona girmesiyle hasılat olarak başarısız bir film olan Full Metal Jacket, eleştirmenler tarafından hümanist Platoon’un savaş hakkında göstermediği karanlık taraflarını incelediğini söyler.

full metal jacket

Filmin ilk yarısı savaşa hazırlanan bölüğün içinde geçenleri; ikinci yarısı ise savaşın kendisini gösterir. Karakteri gibi kendisi de eski bir çavuş olan R.Lee Ermey, Kubrick tarafından nadir tanınan ‘doğaçlama serbest’ hakkından yararlanmıştır. Filmin çekileceği Vietnam’da bulunan yıkık binaları beğenmeyen Kubrick, film için özel binalar yaptırıp onları yıkarak daha otantik bir görüntü sergilemeye çalışmıştır. Bu yöntemi kendi film ekibi dahil çoğu film yorumcusu tarafından da eleştirilmiştir.

Gerçekleşmeyen Projeler

Full Metal Jacket’tan hemen önce Napoleon’un hayat hikayesini çekmek isteyen Stanley Kubrick, projesi için bütçe bulamayınca iptal etmiştir. 1990’ların başında The Aryan Papers adlı II. Dünya Savaşı’nı gerçek yüzüyle anlatacağı filmi için hazırlıklara başlar. Mekan seçimlerini tamamlayıp, oyuncu ve kostümlerde son kararları verirken, Steven Spielberg’ün Schindler’s List (Schindler’in Listesi) filminin vizyona çıkıp büyük başarı elde etmesiyle projesini çöpe atar.

aryan-papers-poster

Yaklaşık on yıl geliştirdiği A.I :Artificial Intelligence (Yapay Zeka) sahne çizimlerinden, kamera açılarına kadar belirlenmiştir. Fakat Kubrick bir sonraki projesi için bilim-kurguya geri dönmeyi değil, bir çiftin sürrealist ve trajik hayatını anlatmayı seçecektir. Bu film de onun son projesi olacaktır.

“Eyes Wide Shut” – Gözü Tamamen Kapalı

1987 yılında Full Metal Jacket’tan sonra gerçekleştirmek istediği hiçbir film gerçekliğe ulaşmayınca Stanley Kubrick tam 12 yıl film çekmeden projelerini geliştirmeye çalıştı. Martin Scorsese’nin Kubrick hakkında söylediği cümleyle de ne kadar uzun süre film çekmese de akıllardan gitmediğini vurgulamıştır. Scorsese: ‘’Kubrick’in 1 filmi diğer herkesin 10 filmine bedel.’’ demiştir.

eyes wide shut

1999’da o yıllarda evli olan Tom Cruise ve Nicole Kidman’ın çiftinin başrollerini oynadığı Eyes Wide Shut (Gözü Tamamen Kapalı) vizyona girdi. 400 gün ile en uzun film çekimi olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi. Kubrick’in yıllar süren mükemmel arayışından eli boş dönmedi. Filmin bitmiş versiyonunu ekibe ve ailesine izlettikten iki gün sonra uykusunda kalp krizi geçirerek hayata gözlerini yumdu. Ölmeden önce en iyi filminin bu olduğu ve ‘mükemmel’i bulduğunu söyledi.

Stanley Kubrick Tarafından Söylenen Özlü Sözler

kubrick ozlu soz

kubrick ozlu sozler

Amerika’daki eğitim sistemi hakkında: ‘Bence okullarda yapılan en büyük yanlış, çocukları korkuyla motive ederek bir şey öğretmeye çalışmaktır. Not alma korkusu, sınıfta kalma korkusu gibi. Bir konuya ilgi duyarak öğrenmek ile, korku ile bir şeyi öğrenmek arasında nükleer bir patlama ile bir kıvılcım kadar fark vardır.’

2001: A Space Odyssey’nin yorumlanması hakkında: ‘Leonardo, Mona Lisa tablosunun altına şöyle yazsaydı ona nasıl değer verebilirdik ?: “Hanımefendi gülümsüyor çünkü sevgilisinden sakladığı bir sır var” Bu izleyiciyi gerçeğe zincirlerdi ve ben bunun 2001’e (Space Odyssey) olmasını istemiyorum.’

Küçükken kasetten filmleri izlerdim, sonra CD’lere geçtim, şimdi ise dijital dünyanın içinde kaybolmuş durumdayım. Kendimi bildim bileli ‘Film önerir misin?’ diyen herkese film önerdim. Yemedim izledim, sınavlara çalışmadım izledim, hep izledim. Bazen uyumadım izledim. İyi filmleri takdir etmek için kötü filmleri de izlemem gerektiğini gördüm, o yüzden bazen de istemeyerek izledim. Ortaokuldan itibaren her gün en az 1 film izlemeye başladım. Daha sonra bu film tutkum, film yapma tutkusuna dönüştü. Yaşadığım olumsuz olayları, olumlu tecrübelerimle birleştirip senaryo yazmaya başladım. Kısa filmler yazdım, uzun metraj filmler yazdım, hikayeler ve bir tane de roman yazdım. İnterneti keşfedince filmlerim dışında, başkalarının filmleri üzerinde yazılar yazmaya başladım. Kimsenin okumadığı bir blog açtım ve kimsenin bakmadığı bir YouTube kanalında, kimsenin izlemediği kısa filmlerimi paylaşmaya devam ediyorum.

Yanıt Bırak

Yorumunuzu girin
İsminizi girin