Günümüzde ”CEO”ların, ”co-founder”ların ve birtakım süslü ünvanların havada uçuştuğu, bu kişilerin, o x-talks senin bu y-talks benim cirit atarak ”başarısızlık” ve girişim batırma hikayelerini zevkle yaydığı bir dünyadayız artık. Milyon kere tavsiye edilmesine rağmen aklımın bir köşesinde bekleme odasına aldığım diğer diziler (Oz, The Wire, Curb Your Enthusiasm, The Leftovers, Escape at Dannemora vb.) gibi Silicon Valley de, HBO dizileri içeriğini girene kadar aslında çok da hatırımda ve dolayısıyla önceliğimde değildi (her ne kadar konusuyla benzer süreçlerden geçiyor olsam da).
”Bir bölüm izlerim, beğenmezsem zorlayan yok” diyerek şans verdim ve şu an henüz ilk sezonu taze bitirmişken görüşlerimi de buraya not olarak eklemek istedim. Zaten bölümler yarımşar saat olduğu için her sezon film izler gibi bitiyor. Ufaktan Parks and Recreation havası da aldığım Silicon Valley oldukça tatminkâr ilerliyor. Dijitale azıcık da olsa ilgisi olan biriyseniz muhtemelen sizi de saracaktır. Aşağıdaki sezon incelemeleri, henüz izlememiş olanlar için keyif kaçırıcı detaylar içerebilir, bilginize.
İlk bölüm olan Minimum Viable Product‘ta, henüz elindekinin ne kadar kıymetli bir ürün olduğunun farkına varamamış olan gizli CEO’muz Richard Hendricks ile tanışıyoruz. Ne kadar başarılı bir yazılımcı olsanız da, satış ve kendinizi ifade etme kabiliyetiniz yüksek olmadıkça, birileri fark edene kadar değerinizi anlatmanız zor olacaktır. Bunun çok güzel ve çok eğlenceli bir anlatımı olarak özetleyebiliriz ilk bölümleri.
Jeneriğinde Silikon Vadisi’ndeki bütün büyük şirketlerin logolarıyla birlikte, tüm sezon, hatta dizi tarihi boyunca göreceğimiz Richard’ın girişimi olan Pied Piper‘ı da gördüğümüz Silicon Valley, Google ya da Apple’dan ilham alınarak senaryoya dahil edilen ve izleyicileri epey eğlendiren bir şirket olan Hooli‘yi de barındırıyor. Başta bu uydurulmuş markanın Google’dan ilham aldığını düşünsem de, bahsettiğim jenerikte bir tek Apple’ın logosunun olmaması, Hooli’nin Apple olduğu yönündeki hipotezleri güçlendiriyor. İlginç bir detay da şu ki, jenerik, İstanbul merkezli tasarım stüdyosu Kraken’in kurucularından Mehmet Kızılay’ın imzasını taşıyormuş. Tebrik ederim! Logo konusu dışında da, dizinin Steve Jobs’a oldukça göndermeler içerdiğini de belirteyim.
Pied Pier bir şekilde değerli bulunup ünü yayıldıktan sonra tabii yatırımcılar da anında Richard’ın başına üşüşüyorlar ve henüz kendi değerinin bile farkında olmayan bu gencimiz, yatırım, MVP, iş planı, bütçe tahminlemesi, ekip kurma vb. bir sürü yabancı terimi öğrenme sürecine giriyor. Eş zamanlı olarak, iş ve arkadaşlık ilişkileri arasındaki hassas çizgilerin belirginleşmesi, iki günde öğrenilmeye çalışılan fayda/zarar analizleri, sırttan bıçaklanmak ve rekabet dünyasının bilumum çirkinlikleri kol gezmeye başlıyor.
Hemen herkesin yaşama ihtimali olan çok değerli bilgileri aslında mizahı da içine katarak oldukça iyi işlemeye çalışmışlar. Örneğin yatırımcıdan ilk çeki alır almaz bankaya koşan ve kendi hesabına parayı aktarmaya çalışan elemanımız, çekin ”henüz kurmadığı” anonim şirketi adına yazıldığını görünce şoka giriyor ve ne yapacağını bilemeden vezneden ayrılmak zorunda kalıyor. Sonrasında öğrendiği, kafasındaki ismin (Pied Pier) başka bir şehirde uzun zamandır faaliyet gösteren ama ayrı sektörden bir şirkete ait olmasının şoku da tuzu biberi oluyor diğeri yetmezmiş gibi.
Tüm bunların yanında, ”salla başı al maaşı” dünyalara; koca adam sanılan başarılı isimlerin, aslında zehir gibi yeni nesil zihinler olduğu öğrenilince kırılamayan ve bastırılamayan önyargılara, kendi ekip arkadaşı olsa bile içten içe yapılan ayrımcılığa (dizide ırkçılık çeşidi daha ön planda), özellikle Palo Alto’daki gençler arasında oldukça yaygın olduğunu öğrendiğimiz “konsantrasyon” yoksunluğuna bağlı ilaç kullanımına da odaklanan müthiş bir yapım. İkinci sezon bitince yazıyı yine güncelleyeceğim.
Aç kalın, aptal kalın.
Toplamda 10 bölümden oluşan 2. sezonda ise, bir yandan yatırım ve rüştünü ispat etme yolunda titrek adımlarla ilerleyen Pied Piper’ın yine kendi iç dinamiklerine odaklanırken, bir yandan da geçtiğimiz sezondan beri kâbusları olan Hooli ile aralarındaki telif hakkı davasına odaklanıyoruz.
Tabii ki beklenmedik şekilde kaybettikleri eski yatırımcılarından sonra yine ‘’beklenmedik’’ bir anda buldukları yeni ‘’milyarder’’ yatırımcıları ile aralarındaki ilginç ilişkiyi de unutmadık değil.
Geçtiğimiz sezon TechCrunch’ta kazandıkları ödülle birlikte, birkaç ay önlerindeki başka bir fuara yetişmeye çalışırlarken yeni istihdam olanakları yaratmaları gereken bölümlerle başlıyoruz. Burada Richard ve Erlich, kişisel meselelerini bir kenara bırakıp profesyonel düşünmeyi öğrenmek zorunda kalıyor tabii. Ekibinizle can dostu olsanız bile profesyonel birliktelik başka bir boyutta olmalı ve kişisel sorunlarınızı yaptığınız işe çok karıştırmamaya çalışmalısınız.
Yatırımı da bir şekilde buldunuz diyelim nihayet, ondan sonrası da ayrı bir macera ve dikkat edilmesi gerekenler denizi. Kendi nakit akışını ve size vaat ettiklerini doğru kullanabiliyor olması lazım yatırımcınızın. Yoksa henüz işin en başında olan çaylak sayılabilecek Pied Piper ekibinin bile, harcamalarına hayretle baktığı Russ Hanneman konumuna düşersiniz.
Tüm bunların dışında, gittiğiniz sunumlarda ve toplantılarda ne kadar bilgi vermeniz gerektiğiyle ilgili noktalara da değiniyor sezon. Gaza gelip tüm iç bilgilerinizi ve değerli algoritmalarınızı ortaya dökerseniz fikrinizin/alınmamış patentinizin çok kolay çalınma durumunu da oluşur.
Bu sezonda ekibin başına Gavin davasında dışında bir de bu sürünceme çıkıyor maalesef. Bir şekilde -hem de sizin rızanızla- fikrinizin en değerli noktalarına erişen diğer girişimciler, güçlü bir satış ekibiyle birlikte ciddi rakibiniz olabilir her an. Bir yandan eğlendirirken, bir yandan bu işle uğraşanları ya da uğraşacakları düşündüren, yer yer paranoyak edecek sezonlardan biri yine.
Son olarak, silikon vadisi maceraları dışında, spiritüel danışmanlık safsatalarına ve Amerika’nın ilginç kanunlarına da dokundurmasıyla keyifli vakitler yine sizleri bekliyor olacak.
Bu sezonda ”şirket içi ünvanlar nedir, nasıl dağıtılır, kimin hangi göreve uygun olduğuna nasıl karar verilir” gibi soruların yanında, azıcık ucundan da ”kullanıcı deneyimi nedir ve neden önemlidir” gibi soruları da işliyor Silikon Vadisi.
Richard’ın şirket kurucusu ve fikir babası olarak bir anda CEO’luktan CTO’ya (Chief Technical Officer) kendi deyimiyle ”düşürüldüğüne” şahit olduğumuz ilk bölümle başlıyor sezon. Gerçekten liderlik vasfı olmayan ama bir yandan da fikrin geliştiricisi ve kurucusu olanların ne yapması gerektiğini düşündüğü bir bölüm olmuştur gerçek hayatta da.
Bir anda ortaya çıkan yeni CEO’nun doğal olarak kâr odaklı politikası ekibimizin hedeflerine uymaz ve nasıl ilerleneceği (Pied Pier bir platform olarak mı önceliklendirilmeli yoksa bir kutu modelinde mi satılmalı?) konusunda da fikir birliği bir türlü sağlanamaz.
Bir ürün geliştirirken ve gelecek analizleri yapılırken mutlaka hedef kitlenizi ve kime satacağınızı iyi hesaplamanız yani pazar araştırmanızı ve market analizinizi detaylı çalışmanız lazım yoksa Richard’lar gibi her adımda fikir ayrılığına düşersiniz. Tabii siz bir yandan algoritmanızı geliştirirken ve ürün çıkarma sürecinde tökezlerken, bu işi kimin nasıl satacağını da düşünmeniz gerekebilir. Richard’ların yeni CEO ile birlikte bir satış ekibi de oluyor nihayet bu sezon ama yine frekans tutturulamıyor. Sonrasında neyse ki hepsinden kurtuluyorlar ve kendi yollarına bakıyorlar.
Sezon sonuna doğru ekiptekiler, Pied Piper’ın betasını yayınlamaya hazırlanırken arkadaşlarına davetiye yolluyor ve genel olarak olumlu eleştiriler topladıktan sonra kendilerine güvenip ürünü son haliyle yayına alıyorlar. Ama unuttukları bir şey var o da her kesimden ulaşacakları kullanıcıların yorumları. Bunu dikkate almadıkları için günlük aktif kullanıcı oranında beklenene ulaşamıyorlar. Kullanıcı deneyimine daha çok yer verdikleri bölümlerin devam etmesi dileğiyle.