Instagram’da Gizlice Ünlenen Görsel Sanatçı: Yılmaz Şen ile Söyleşi

58
Görüntülenme
yılmaz şen

Yılmaz Şen Röportajı

#obiçimröportaj

Gökçe: Instagram’ın ünlü hesaplarından love.watts’ın paylaştığı ve senin ”Signe 02” adını verdiğin gelecek projenin taslak videosuyla tanıdık seni. Kendinden biraz daha bahseder misin? Böyle bir yeteneğin bu kadar az konuşuluyor olmasına karşı çıkıyoruz.

Yılmaz: 1988 İstanbul doğumluyum. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, End. Tas. Mezunuyum. 2011 yılında 3D animasyon ve motion design çalışmalarıma başladım. Bu disiplinde akademik bir geçmişim yok, online tutorial’lar yardımıyla bu alanda çalışmalarımı ilerlettim. 2016 yılında Kopenhag’a taşındım ve çalışmalarıma burada devam ediyorum.

 

View this post on Instagram

 

@yilmazsen @signeralkov

A post shared by LOVE WATTS (@love.watts) on

Gökçe: Animasyon, Türkçe’ye izdüşüm gönderimi olarak çevrilen projection mapping, illüstrasyon, sahne tasarımı, vjing, görsel tasarım gibi farklı ama aslında ortak noktaları olan disiplinlerde çalışmaların var. Vjing’i (VEE-JAY-ing) ve projection mapping’i biraz daha açabilir misin?

Yılmaz: Kendimi tasarımcı olarak görüyorum. Temel tasarım prensiplerini uygulayarak farklı alanlarda çalışmalar yapmak mümkün. VJ’lik ve projection mapping’e de bu şekilde yaklaştım. Önceleri 3D animasyon ve animated gif‘ler yapıyordum ve bu alanda çalışmaya merak duyuyordum, 2014-2016 yılları arasında yoğunlukla VJ’lik olmak üzere bu alanlarda uygulamalar gerçekleştirme fırsatı buldum.

VJ’liğe bulduğum en kolay açıklama, görsel Dj’lik. Müziği dinleyip duyduğunuz müziğe göre uygun gördüğünüz görüntüleri bir ekran veya projektör yardımıyla izleyiciyle buluşturuyorsunuz. Bir nevi görsel bir sanat performansı gerçekleştiriyorsunuz. Bunu gerçekleştirirken ritim duygusu, zamanlama ve elbette yaptığınız seçki çok önemli. Projection mapping‘i ise kendi cümlelerimle ifade etmeye çalışırsam; komplike yüzeyler üzerine yansıtılmak üzere tasarlanmış görsel içeriğin projektör ile yansıtılması sanatı diyebiliriz. Genel olarak görsel yanılma odaklı uygulamalar gerçekleştiriyorsunuz. Şaşırtıcı deneyimler yaratmak için oldukça müsait bir alan.

Gökçe: Signe 02 ve Cristian 03 – 01 videolarından ne gibi beklentilere girmeliyiz? Gelecek projelerin neler?

Yılmaz: Bu sıralar heyecan verici projeler üzerinde çalışıyorum. “The Layers” isimli, İsveç Film Enstitüsü ve Film i Skåne destekli bir kısa film projem var. Signe 02 adli video’yu kısa film projemi geliştirme amaçlı çekmiştim. 2020 başlarına doğru projenin biteceğini ön görüyorum. Bunun dışında üzerinde çalıştığım commercial projeler var. Onlar da sanırım birkaç aya yayınlanır.

 

View this post on Instagram

 

A post shared by Yilmaz Sen (@yilmazsen) on

Gökçe: Animasyon, görsel tasarım, 3 boyutlu modelleme gibi alanlarda ilerlemek isteyenlere önerilerin neler? Senin disiplininde, Türkiye’de olmakla farklı bir ülkede bu işte uzmanlaşmak arasında ne gibi avantaj ve dezavantajlar var?

Yılmaz: Verebileceğim iki önemli öneri var. Her defasında farklı ve daha önce yapmadığın birşey üretmek ve Dünya’da güncel sanat ve tasarım trendlerini takip etmek.

Bence Türkiye son yıllarda nüansların kaybolduğu tekdüze ve boğucu bir atmosfere sahip bir ülkeye dönüştü. Çevremde gözlemlediğim kadarıyla bir çok yetenekli birey mevcut düzen içerisinde harcanıyor, hak etmedikleri ve mutsuz biçimde hayatlarını sürdürüyor. Bunu çok üzücü buluyorum.

Eğer kültürel olarak gelişmiş, refah seviyesi yüksek bir toplumda yaşıyorsanız sanat ve tasarım alanında fark edilmek ve işinize değer verilmesi Türkiye’ye göre çok daha kolay olabiliyor. Bu alanlarda proje üreten biri için bu elbette çok büyük bir avantaj. Özellikle de motivasyon açısından.

Gökçe: Seni en çok etkileyen ve ilham aldığın 5 film önerisini okuyucularımızla paylaşabilir misin?

Yılmaz: Elbette. Lawn Dogs (1997), Another Earth (2011), Yeraltı (2012), Duvar (1983), The Thing (1982)

#obiçimröportaj serimizin ilk konuğu olan Yılmaz Şen‘e çok teşekkür ediyoruz.

Kısa film, Tumblr, MUBI, ekşisözlük deneyimlerinden sonra ivedi bir kararla Haziran 2017'de oBiçimSinema'yı kurdum. Filmlerle doldurdum sessizliği. Festivalleri kodladım. Makas-ellerin çocukluğunu bilirim. Film afişlerinden arkadaşlarım oldu, hala da var. Primer'i anlamadım. H.A.L. 9000'i de. (Yapay zekalar daha bulunmamış gibi davranıyorlardı.) Yalnız Matrix'le içli dışlı oldum. (Kim olmamıştır ki?)

Yanıt Bırak

Yorumunuzu girin
İsminizi girin