Kim Ki-duk’u Ne Kadar Yakından Tanıyorsunuz?

149
Görüntülenme
Kim Ki-duk

Kimilerinin ona tartışmalı, kimilerinin dahi gözüyle baktığı ve Türkiye – Kore Film Haftası sebebiyle 2013’te ülkemize de konuk alan Güney Koreli sinemacı Kim Ki-duk’u daha yakından tanımak ister misiniz?

Kim Ki-duk Kimdir?

Kim Ki-duk, 20 Aralık 1960’da Güney Kore’de, Bonghwa, Kuzey Gyeongsang Province’de dünyaya gelmiş, aykırı dram / sanat filmleriyle tanınmış yönetmen, Christopher Nolan ve Quentin Tarantino gibi hiçbir sinema eğitimi almamış, sinemayı kendi çabası ve tutkusu sayesinde öğrenmiştir. Kim, okullu bir sinemacı olmayışından dolayı, kendi neslininden olan Hong Sang-soo veya Lee Chang-dong gibi diğer Koreli film yapımcılarıyla karşılaştırılmasını onaylamaz. Kim, orta ve üst sınıf Kore toplumuna ait, marjinalleştirilmiş ve yetki sahibi olmayan karakterlere odaklanır. Kim, övgüyü, gişelerdeki başarıyı ancak yurtdışında bulmuş; birkaç istisna dışında, Kore’nin eleştirmen ve izleyicileriyle büyük ölçüde bağlantı kuramamıştır. Kore için hassas ve tabu olan konularını filmlerinde derinlemesine işleyerek ülkesinde tartışmalara yol açmıştır.

Eğitim ve Çalışma Hayatı

kim ki-duk gencligi

Ailesi dokuz yaşındayken Seul’e taşındı. Burada Tarım Okulu’na gitti. 17 yaşında ise okulu bırakıp fabrikada çalışmaya başladı.  20-25 yaşları arasında deniz kuvvetlerine katıldı ve bu hayata çabucak uyum sağladı. Beş yıl kuvvetlerde er olarak görev yaptıktan sonra çavuş rütbesiyle devam etti. Daha sonra iki yılını görme engelliler için olan bir kilisede çalışarak geçirdi. 1990’da ise sahip olduğu bütün parasıyla uçak bileti alarak Paris‘e gitti ve Paris sokaklarında iki yıl boyunca resimlerini sattı. Kim, bu resim tutkusunu sinema kariyeri başladıktan sonra da bırakmadı. Sinemaya ilk kez 30 yaşında Paris’te gitti. Sinema kariyeriyle başarıya ulaştıktan sonra Paris’e gittiği sene çıkan beş Oscar ödüllü The Silence of the Lambs (Kuzuların Sessizliği) ve The Lovers on the Bridge (Köprü Üstü Aşıkları) adlı filmlerin kendi filmlerinde etki yarattığını söyledi.

Asya Kim’e Karşı

1993 yılına kadar Paris’te güzel sanatlar eğitimi aldı. Daha sonrasında Kore’ye döndü ve yerel senaryo yarışmalarına senaryo yazarak, sinemaya olan ilgisini bir şeyler yaratmak için kullanmaya başlamıştı. Katıldığı yarışmalarda iki filmi birden ödül almıştır. A Painter and a Criminal Condemned to Death adlı filmiyle Senaryo Eğitim Enstitüsü’nden En İyi Film Ödülü’nü almıştır. Ardından 1994’te KOFIC’in (Kore Film Kurulu) senaryo yarışmasında Double Exposure ile üçüncülük ödülü ve 1995’te yine aynı yarışmada Jaywalking ile birincilik ödülü aldı.

İlk Filmi: Crocodile

crocodile kim ki-duk

1996 yılında Kim, ilk filmi Crocodile’ı Joyoung Films adlı yapım şirketiyle çekti. Film, Seul’daki Han Nehri kenarında yaşayan bir adamın, intihar etmeye çalışan bir kadını kurtarışı anlatıyor. Adam, kurtardığı kadınla aykırı bir ilişkiye başlayarak, aralarındaki bağı daha da garip bir duruma getirir. En başından beri çalışmalarında ve vermek istediği mesajda istikrarlı olan sinemacı, izleyicilerin ve eleştirmenlerin filmlerine olumsuz bakışının kendi vizyonunu değiştirmesine izin vermedi. Filmin gösterimine gelmelerini teşvik etmek amacıyla gazetecilerle bizzat iletişime geçti ancak çoğu Kim’in bu teklifiyle ilgilenmedi. Ardından Pusan ​​Uluslararası Film Festivali’nden daha olumlu ve anlayışlı bir tepki alarak ona uluslararası başarı getirecek kariyerinin ilk büyük adımını atmış oldu. 2002’de Kim’in The Coast Guard adlı filmi, festivalin açılış filmi olarak beyaz perdeye yansıtıldı. Bu dönemlerde her yıl 1-2 düşük bütçeli film çekerek daha çok ün sahibi olmaya başladı. 1998’de çektiği üçüncü filmi Birdcage Inn, Karlovy Vary’de gösterildi.

Uluslararası Başarı

seom the isle

Daha sonra Myung Films ile çektiği The Isle, 2000 Venedik Uluslararası Film Festivali‘nde yarışmaya girmeye hak kazandı. Film, gerek Kore’nin hassas bulduğu konulara rahatsız edici bir üslupla değinmesi, gerekse gösterimi sırasında hassas bir sahnesinden dolayı İtalyan bir gazetecinin bayılmasına sebep olmasıyla büyük bir tartışma konusu olmuştur. Film, jüri tarafından ödüle layık görülmese de Kim’in adının Avrupa’da duyulmasına sebep olmuştur. Koreli eleştirmenlerin neredeyse hiçbirini etkileyememiş, memnun edememiştir. Birçok feminist grubu ona “canavar”, “psikopat” veya “işe yaramaz yönetmen” gibi isimler takmıştır. Eleştirmenlerle Kim arasındaki bu bitmek bilmeyen kavganın sonucu olarak Kim, her ne kadar geçtiğimiz yıllarda bu kararından vazgeçmiş olsa da The Isle filminden sonra artık hiçbir yerel basınla röportaj yapmayacağını açıklamıştır.

2001 senesinde boy gösterdiği iki film

address unknown

Bunların ilki olan Address Unknown ile Venedik’e gitti. Bu sene vizyona giren filmleriyle Avrupa’da çoğu film festivalinde boy gösterdi. Senenin ikinci filmi olan Bad Guy (Kötü Adam) ile yönetmen ilk büyük gişe başarısını elde etmiş oldu. Filmin bu başarısı, başrol oyuncusu Jo Jae-hyun’un adının duyulmasını ve elde ettiği popülerlik ile popüler bir televizyon dizisinde rol almasını sağladı.  Bütün bunlara rağmen Kim, Cannes’ın ilgisini çekememişti. Kim, bir sonraki filmi The Coast Guard’da yönetmenin filmografisindeki tek büyük yıldız olan Jang Dong-gun ile çalıştı ancak film beklentileri karşılayamadı.

Spring, Summer, Fall, Winter… and Spring

Spring, Summer, Fall, Winter and Spring

Yönetmenin 2003 senesinde çektiği Budizm temalı dokuzuncu filmi Spring, Summer, Fall, Winter… and Spring (Bahar, Yaz, Sonbahar, Kış … ve İlkbahar) ile Kim’in filmleri daha geniş bir kitleye ulaştı. Bu filminde şiddeti azaltmış, daha çok kefaret ve merhamet gibi unsurlara değinmiş, hikaye anlatımında sembolik figürlerle daha metaforik bir yaklaşım sergilemiştir. Kim’in değişen bu üslubu Avrupa seyircisine sesini daha iyi duyurmasını sağlamıştır. Bu filmde anormal bir stil yansıtıp, gerçeklik ve hayal arasında ince bir çizgi çekerek bunu perdede göstermiştir.

3-Iron

3 iron binn jip

2004’de çektiği filmi 3-Iron (Boş Ev) yönetmene, Kuzey Amerika’da ve yine Avrupa’da büyük başarı getirmiştir. Bu filmiyle onu kabul eden ilk film festivallerinden olan Pusan Uluslararası Film Festivali’nde tekrardan boy gösterdi ve bunun üstüne festivalde En İyi Film ödülü olan Netpac Ödülü’nü kazandı. Yine 2004’de, Samaritan Girl (Fedakâr Kız) adlı filmi Kim’e Berlin’de En İyi Yönetmen Ödülü olan Gümüş Ayı ödülünü kazandırmıştır. Fakat En İyi Film olan Altın Ayı’yı Fatih Akın’ın Duvara Karşı filmine kaptırmıştır.

The Bow & Breathe

hwal

2005’de The Bow (Yay), 2006’da da Time (Zaman) adlı filmini çekerek Kore’nin en farklı ve yaratıcı yönetmeni olduğunu kanıtlamıştır. Marjinal ve sınır tanımayan üslubundan dolayı daima ağır eleştirilerin hedefi olan okulsuz yönetmen Kim Ki-duk, yaşam, şiddet ve sinemayı bir bütün olarak görüp, her filminde insan ilişkilerindeki hem fiziksel hem de psikolojik şiddeti yansıtmaya çalışmıştır.

2007 yılında Breathe (Nefes) ile gerçekçi film anlayışını yansıtan Kim, bir hapishaneyi dekore etmeye gelen bir kadının bir mahkûma aşık olmasını konu ediyor. Bu filmle Cannes Film Festivali’nde Palme d’Or adayı olan Güney Koreli yönetmen, bir sonraki filmi için gerçeküstü bir konuyu ele aldı. 2008’de Dream (Rüya) ile bir adamın rüyalarının, tanımadığı bir kadının uyurgezerliğine bağlanmasını anlatmıştır. Bu filmle tekrardan ondan alışık olduğumuz ‘gerçeklik bükülmesi’ temasını filmine yansıtmıştır.

Amen

amen

Her yıl en az bir filmi vizyona sokmayı başaran Kim, bu sefer üç yıl aradan sonra 2011 yılında Amen ile beyaz perdede boy göstermiştir. Avrupa’da erkek arkadaşını bulma arayışında olan Koreli bir kızın hikayesini anlatan film, eleştirmenlerden ilgi görmedi. Sadece 1 saat 12 dakika olan film, yönetmenin her zaman ilgi gördüğü festivallere de katılmaya hak kazanamadı. Fakat o sene çıkardığı diğer film ile tekrardan herkesin radarına oturmuş oldu.

Arirang

arirang

Arirang adlı belgeseli ile film kariyerinde yeni bir çığır açtı. İsmini ünlü bir Kore şarkısından alan film, Kim Ki-duk’un kendi yaşamını ve filmografisini detaylı bir şekilde inceledi. Kendisi yazıp, kendisi yönetip sadece kendisi filmde rol aldı. Dream filminde başrol aktrisin sette bir kaza sonucu yanlışlıkla asılarak ölümden dönmesi sonucunda bu filmi yaptığı açıklayan yönetmen, film hakkında şu cümleyi söylemiştir: ‘Arirang aracılığıyla insanları anlıyor, doğaya teşekkür ediyor ve hayatımı şu an olduğu haliyle kabulleniyorum.’ Cannes film festivalinde prömiyeri yapılan film Özel Jüri Ödülü’nü de kazandı. Festivalde filmi izleyen çoğu film eleştirmenleri film hakkında izledikleri ‘en kişisel film’ olduklarını dile getirmişlerdir.

Pieta

pieta

2012’de Pieta (Acı) ile eleştirmenlerin bir kez daha övgüsünü kazanan Kim, bu filmde her zaman olduğu gibi ‘insan’, ‘hayat’ ve ‘şiddet’ temalarını kullanmıştır.

Bu seneden sonra her yıl bir filmle beyaz perdede adını yansıtan Kim, 2013’te trajik bir dram filmi olan Moebius’u vizyona sokmuştur. Art arda çıkardığı üç filmi de beklenilen olumlu geri bildirimi alamamıştır. Moebius dahil 2014 yılındaki aksiyon ve korku türündeki One on One (Bire Bir) ve 2015 senesindeki nükleer reaktördeki patlamalar sırasında genç evli bir çiftin hikayesini anlatan Seu-top film eleştirmenleri ve izleyicileri ikiye ayırmıştır.

The Net

geumul

Ancak 2016 senesinde çıkardığı The Net () ile Kuzey ve Güney Kore ilişkilerine de değinmiştir. Film, Kuzey Koreli bir adamın Güney Kore açıklarında teknesinin bozulmasıyla hükümet tarafından gözaltına alınıp ağır bir sorguya tutulmasını ele alıyor. Bu filmle Kuzey ve Güney Kore arasındaki siyasi çatışmayı açık bir şekilde ortaya koyan Kim, ilk politik filmini de böyle sergilemiştir.

Gelecek Projeler

2017 senesinde sinemaya ara veren Kim Ki-duk, 2018’de iki film birden çekerek gümbür gümbür gelmeyi umut ediyor.

2018 yılında Human, Space, Time and Human filmi ile Kore’nin yıldız oyuncularını buluşturup dram filmi çekmeyi amaçlayan yönetmen, Who Is God? ile ilk savaş filmini çekerek anti-savaş temasını filmine taşımak istediğini belirtti. 37 milyon dolar bütçeyle en pahalı filmini çekecek olan Kim, yakın zamanda Çin’de film çekilmesine izin verilmediğini söyledi. ‘Çin için aldığım üç aylık iş vizem reddedildi.’ yorumlarına yer veren ünlü yönetmen, Güney Kore ve Çin arasındaki füze krizinin bunun nedeni olduğunu da dile getirdi. ‘Bu benim çözebileceğim bir mesele değil, Çin ve Güney Kore hükümetlerinin bu soruna el atması gerekiyor.’ diyen sinemacı şu an için projenin ertelendiğini ve prodüksiyonun durdurulduğunu da söyledi.

Siz Kim Ki-duk’un kaç filmini izlediniz? Sinemanın aykırı olduğu görüşüne katılıyor musunuz, yoksa Asya sinemasında çığır açtığını mı düşünüyorsunuz?

Küçükken kasetten filmleri izlerdim, sonra CD’lere geçtim, şimdi ise dijital dünyanın içinde kaybolmuş durumdayım. Kendimi bildim bileli ‘Film önerir misin?’ diyen herkese film önerdim. Yemedim izledim, sınavlara çalışmadım izledim, hep izledim. Bazen uyumadım izledim. İyi filmleri takdir etmek için kötü filmleri de izlemem gerektiğini gördüm, o yüzden bazen de istemeyerek izledim. Ortaokuldan itibaren her gün en az 1 film izlemeye başladım. Daha sonra bu film tutkum, film yapma tutkusuna dönüştü. Yaşadığım olumsuz olayları, olumlu tecrübelerimle birleştirip senaryo yazmaya başladım. Kısa filmler yazdım, uzun metraj filmler yazdım, hikayeler ve bir tane de roman yazdım. İnterneti keşfedince filmlerim dışında, başkalarının filmleri üzerinde yazılar yazmaya başladım. Kimsenin okumadığı bir blog açtım ve kimsenin bakmadığı bir YouTube kanalında, kimsenin izlemediği kısa filmlerimi paylaşmaya devam ediyorum.

Yanıt Bırak

Yorumunuzu girin
İsminizi girin